12 Eylül 2012 Çarşamba

Yaşanmış Olay - Türk Amerikan (Part 2)

Metrobüste ara sıra durakları gösteren ekrana bakıyorum sanki gerçekten kayboldum da nereye gidiyorum gibisinden. Yavşak eleman Halkalı'da oturuyormuş. Neyse sol tarafımda bir reşit olmayan alkolü fazla kaçırmış genç ve ayık arkadaşını gördüm. Yavşak eleman, sarhoş elemana yaklaştı ve konuşmaya başladılar. 

-Bu adam amerikan bak, dedi beni göstererek yavşak.
-Yok ya! Eee ne yapıyor burada?
-Kaybolmuş ingilizce bilmediğimiz için anlamıyoruz.
-En iyisi indir tenha bir yerde döv gitsin.
-Yok lan olur mu öyle şey. Sonra olay olur Türkiye'yi kötüler herkese.
-Karımıza kızımıza sarkmasından iyidir. (ne alaka amına koyıyım ya?)
-Sarkmaz. (dedikten sonra yavşak eleman kıza bir bakış attı sonra bana baktı göz teması kuruyor muyuz diye)
-Bunlar çok korkak. Dalıyorum aralarına "Yok mu beni döven?" diye bağırıyorum hiç biri çıkıp saldırmıyor çünkü götleri yemiyor. Korkak hepsi.
-Zaten bunların beyazlarında iş yok. Zencilerde iş var. Onlar çok cesur.

Amına koyıyım ne alaka lan söyledikleri? Zaten biraz daha bir şeyler konuştular daha kısık sesle ben duymadım onları. Kendimi zor tuttum metrobüsün içinde o alkollü elemana dalmamak için. Bunlar biraz daha konuştuktan sonra yavşak eleman, diğer gençlerin yanına geçti onlarla konuşmaya başladı. Onlarla da ne konuştuğunu pek duyamadım. Arada sırada "ingilizce bilen yok mu" diye soruyorlardı etrafa. Bir de net olarak duyabildiğim şey, kızın şu cümleleri oldu.

-Yazık ya bari eline adres verselermiş. Zavallı kalkmış Amerika'dan gelmiş kaybolmuş buralarda. Kıyamam ona.

Tabi bu arada arada bana bakıp "daha var wait" diyorlar. Beni dövmeyi düşünen alkollü genç bir ara yere oturdu. Sonraki duraklarda indi gitti zaten. Ben sıkıldım ve telefonumun mesaj kısmını açıp şunu yazdım:

"Ben bu gece bir kez daha anladım ki bazı insanlarımız türkçe bilmeyen yabancıların yüzüne gülüp, arkalarından küfürler ediyorlar. Bir de iki cümle ingilizce konuştum diye beni amerikan sandılar ve bedava yolculuk yapıyorum. Böyle alkollü malları gördükçe de alkol sınırının 24 yaşa çekilmesine hak vermeye başlıyorum. Duydun yani konuşmaları. Neyse, sonuç olarak güzel deney değil mi?"

Bunu yazdıktan sonra telefonumu önümde duran kıvırcık saçlı bir elemana verdim okuması için. Gülmeye başladı sonra telefonumu geri verdi. Yavşak eleman bana yaklaşıp "aynı yerde inicez. we sefaköy." dedi. Ben de "i understand. Same." diyince arkadan bir adam çıktı ve "Ben yardım edebilirim size. Come with me please. Come, come." dedi ve onun yanına gittik yavşak ile.

-Do you know where will you go?
-Yes i'm staying at hotel in Sefaköy.
-Do you know how to go there?
-Yes i know don't worry.
-What are you doing in Turkey?
-Holiday. I play guitar. I gone Bulgaria, Greece now Turkey. After turkey maybe Russia.
-I am a chef. I cook. I stayed in America, Texas for 3 years. And this is my friend, he is half chef (yanındaki arkadaşını gösteriyor. Tabi bunu dedikten sonra arkadaşı hafif bir siktir çekti. Yavşak elemana da tercüme yapıyor bir yandan çok meraklı soruyor ikide bir ne konuşuyorsunuz diye çünkü. Onları yazmıyorum yoksa sikko olur.)
-Really? Where did you work at?
Yanındaki adam "hadi söyle söyle çekinme hadi hadi" diye diretince bir bok olacağını anlamıştım. Adam çalıştığı yerin adını söyler söylemez yanındaki adamla ben deli gibi güldük dakikalarca.

Gaylord Hotels...

Yavşak elemana söylemediler niye güldüğümüzü. Hatta adam çıkardı çalışmış olduğu yerde kullandığı kartı gösterdi. Vesikalık fotoğrafı, üstte de "Gaylord Hotels" yazısını görünce tutamadım bir daha gülmeye başladım. Yavşağa sivil polis olduğunu söyledi (muhtemelen yalan).

-Abi Amerika'dan peki boş mu döndün?
-Ne getirecektim?
-Yok o anlamda değil, çakış oldu mu yani?
-3 Yıl elizabeth ile geçti.
Sonra bana döndü adam.
-He asked did i get laid and a said no i masturbated three years (bir de hareketle gösterdi bunu).
-Oh i understand Gaylord masturbation, der demez yanındaki adam bir daha gülmeye başladı. Dediğim eleman hafif sinirlendi tabi.

Yandaki adam " Olum çok pis elime düştün sürekli hatırlatıcam bunu sana." dedi gülmesine devam ederek. Para karşılığında susmayı teklif etti. Adam kızgınca bana baktı.

-I am active, dedi sinirle gülerek.
-It was a joke, diyip durumu kurtarmaya çalıştım.

Sonra bana yüzüğünü gösterdi.

-Oo you are married?
-No half married.
-You are engaged? (engaged kelimesini bir dakika boyunca falan hatırlamaya çalıştım)
-Yes. Look (telefondan resmini gösterdi. Yakışıyorlardı da he)
-Congratz.
-Thanks.

Yavşak eleman "Abi tercüme etsene ben de erkeklerden hoşlanmıyorum söyle beni gay sanmasın." dedi. Adam bana döndü:

-He says he likes man a lot. You should be careful. (ben gülmeye başladım tabi yavşak da noluyo falan diyo) He might like you too. You should go to a police.
-Abi ne polisi ne diyorsun sen adama?
-Karanlıkta başına bir şey gelirse polise gitsin diyorum. Merak etme zaten adam gideceği yeri biliyormuş.

Sonra Sefaköy durağına geldik. Ben, adamlar da bizimle birlikte iner diye düşünmüştüm ama öyle değilmiş. Tokalaştım nice to meet you dedim indim metrobüsten. Vakit geçirmeden arkamı dönüp bağırdım "Abi darılmaca gücenmece yok." diye. Adamlar gülmeye başladı. Yanımdaki yavşağa döndüm.

-Sen de darılma gücenme. 
-Türkçe biliyor musun sen?
-Tabi biliyorum türküm çünkü.
-(hemen kendini geriye attı) Ya iki saattir taşşak mı geçiyorsun bizimle yani?
-Sen türk müsün diye sorunca dedim amerikan rolü yapayım.
-Ya abi niye taşşak geçiyorsun iki saattir. Mal durumuna düşürdün ya. O kadar uğraştık.
-Metrobüsten geçirdin sağol. Ayrıca o dediklerini de duymazdan geliyorum.
-Hangi dediklerimi. Sen konuştuklarımızı duydun mu?
-Bazı yerlerini duymadım. Ama duyduğum kadarını da duymazdan gelicem. Haydin iyi geceler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder