11 Eylül 2012 Salı

Yaşanmış Olay - Türk Amerikan (Part 1)

Olay, Şişli-Mecidiyeköy metrosundan çıkarken yürünen o tünelde yürürken kırmızı tişörtlü bir gencin arkamdan omzuma dokunup "Abi türk müsün?" diye sormasıyla başladı. Benim boylarımda (kafam dahil damarlı 184 santimim) yavşak tipli bir eleman işte. O öyle sorunca dayanamadım tabi:

-What?
-Turkish? Abi gitarında "WE're GO'ing" yazıyor(gitar kılıfındaki yazıyı da gösteriyor) o yüzden sordum. Where are you from?
-Chicago. (aklıma neden ilk burası geldi bilmiyorum)
-Ooo basketbol biliyor musun? Basket basket. (şut atıyor gibi yapıyor)
-No i don't have any insterest in basketball.
-Do you know ömer faruk aşık?
-Yes i know him he is very good (ne bilcem amk).
-Neyse abi görüşürüz.

İngilizce olan sözleri türkçeye çevirmek ile uğraşamam git iki gram ingilizce öğren amk. Neyse çıktım tünelden. Metrobüse doğru ilerliyorum baktım önümde bir kız, iki erkekten oluşan bir grup var. Erkekler alkollü mal mal hareketler yapıyorlar. Reşit olmadıkları da her yerden belli oluyor. Yavşak eleman bunların yanına gitti, muhtemelen kız için tabi. Onların alkollü olduğunu görünce hafif muhabbet açmaya çalıştı kızla. Kız da sarışın, normal tipli ne güzel ne çirkin yani zayıf bir şey, gideri var anlayacağın.  Sonra ben önlerine geçtim bunlar sigara içmeye başladı. Sonra metrobüse gidiyoruz falan dediler aralarında ben de onlara yaklaşıp "Excuse me, do you know where metrobus(metrobas diye şiveli şekilde) is?" diye sordum. "Aaaa metrobüs mü gel bizle gel götürürüz we go metrobüs." dediler. Karşıdan karşıya geçerken yanımızdan porsche geçti. Yavşak eleman arabanın önüne atladı birden "abi dur abi dur" diye bağırıyor. "Benim arabanın aynısından" diyor bir de klasik espri. Zavallı adam zar zor korna çala çala devam etti yoluna. Amına koyıyım elemanı ezse adam suçlu sayılırdı işin kötü yanı.

Metrobüs turnikelerine geldik gençler geçti gitti yavşakla ben kaldım. Cüzdanı gösteriyor bana kart var mı diye soruyor. "no i left it at hotel" diyorum. Money ver ben kart doldururum diyor. Parayı da otelde bıraktığımı ingilizce söyledim ama ne fayda karşımdaki yavşak ingilizce bilmiyor ki. Money diyor no diyorum. Kart diyor no diyorum. Birkaç kez tekrarladık bunu. Sonra güvenliğe bağırmaya başladı "Abi bu adam amerikan yanında kart yok parası da yokmuş geçsin mi buradan?" diye. Ben orada düşündüm acaba oyunu bozsam mı diye.  Fakat sonra siktir et gidebildiği yere kadar gitsin dedim güvenliğin yanına gittik. Yavşak tabi turnikeden geçti diğer taraftan konuşuyo güvenlikle.

-Abi adam amerikan şikagodan gelmiş parası yok kartı da yokmuş geçsin mi buradan?
-Yok geçemez sen kendi kartından bas.
-Abi ben sabahtan akşama kadar çalışıyorum niye paramı elin amerikanına vereyim. Aslında alıcaksın bunun gibileri döveceksin. (gülüyor)
-Burada ne arıyormuş amerikan?
-Ne biliyim abi gelmiş otel falan diyo gerizekalı. Abi geçsin işte.
-İyi tamam geçsin gece gece uğraşamam, dedi güvenlik ve engellilerin geçtiği yeri açtı bana.

Böylece bedavadan geçmiş oldum. Mecidiyeköy metrobüs durağında beklerken diğer gençlerin yanına giderken yavşak sürekli gülerek "sayemde geçiyorsun hadi iyisin yine. Ben olmasam kalmıştın orada. kart, money sayemde come hadi gel amerikan seni amına koduğum" diyordu. Gördük gençleri hemen yanlarına gittik. Yavşak, gençlere "Aranızda ingilizce bilen yok mu ya adamı gideceği yere götürelim." diye sordu ama bilmiyormuş zavallılar. Nereye gideceğimi sordular. Hemen şaşkın bir şekilde etrafa bakmaya başladım sanki kaybolmuşçasına. Bir tanesi tuttu beni durak isimlerinin yazdığı şeyin önüne götürdü gösteriyor parmağıyla "where gideceksin?" diye soruyor. Sefaköy, Yenibosna ve Şirinevler duraklarını şiveli bir biçimde söyledim, hatta bozmamak için sanki okuyamıyormuş gibi bile yaptım türkçeyi. Şirinevler diyince zaten gençler atladı, onlar da oraya gidiyormuş. Sefaköy diyince de yavşak atladı, o da oraya gidiyormuş(normalde ineceğim durak Sefaköy bu arada). Bir yandan iyi oldu bir yandan kötü. İyi olan tarafı daha taşşak geçebilecektim onlarla, kötü olan tarafı da ibnelere biraz daha katlanmam lazımdı. 

"Büyük şakalar, büyük fedakarlıklar gerektirir."

Uzakta bir metrobüs gözüktü kalkmak üzere idi çünkü bayağı dolmuştu. Yavşak, "Amerikan koş koş kalkacak metrobüs koş lan!" diye bağırmaya başladı. Gençler, yavşak ve ben koşmaya başladık metrobüse. Arkadan ikinci olan kapıdan girdik işte. Kapı hemen arkamızdan kapandı. Yavşak, metrobüste bağırmaya başladı "Aranızda ingilizce bilen yok mu? Adam amerikan ne dediğini anlamıyoruz?" diye ama kimse siklemedi. Neden siklesinler zaten amk o kadar yavşakça gülerek bağırırken. Sonra bana döndü:

-Kart al, money yükle, öyle geç bundan sonra. Bu sefer sayemde geçtin hadi iyisin.
-Oooh i understand. Card, money, pass. Ok
-He ok ok.

Metrobüste olanlar ve asıl muhabbetler, yeni insanlar "Yaşanmış Olay - Türk Amerikan (Part 2)" yazısında.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder