17 Eylül 2012 Pazartesi

Bakkal Soygunu

Canım abur cubur çekti evde otururken. Bakkala gidip bir şeyler alayım bari diye düşündüm. BİM değil yalnız her zaman bakkalı tercih ederim ben. Tamam BİM güzeldir ucuzdur ama bakkallarda olmayan bir şey onlarda var. KAMERALAR! Bakkallarda yok mis gibi valla. Neyse altımdaki eşofman ile girdim sokaktaki bakkala geçtim görünmeyecek yerlere. Lan ne alsam acaba diye düşünüyorum. Düşündüm bir kaç çikolata alayım, bir cips, biraz da kraker, bisküvi falan.

Tam çikolataları cebe indiriyordum ki içeri daha önce hiç görmediğim bir adam girdi. Amına koyıyım öyle bir söyledim ki sanki mahalledeki her insanı  biliyorum he. Adamın tipe bakınca bir şey olacağını anladım zaten. Suratını kapatmış, şapka takmış, elinde bir çanta. Dedim kesin bakkalı soyacak bu tipini siktiğim. O an ne yapacağımı bilemedim. Bakkalı soymaya kalktığı zaman kahramanlık yapmalı mıydım? Yoksa hazır beni görmemişken öylece dursa mıydım? Tüm bu düşünceler içinde telaşlı bir şekilde bisküvileri cebime atmaya başlamıştım ki adam çantasını tezgaha koydu ve bağırdı.

-Dayı bir karton malbuş versene ya.
-Tamam yeğenim.
-Dayı poşete koyma çantayı boşuna getirmedim at içine.
-Olur yeğenim al bakalım.

Parayı ödedi ve çıktı bakkaldan. Göt gibi kaldım tabi söylememe gerek yok sanırım. Neyse dedim bakkal dayıyı daha da şüphelendirmemek için, çaldığımı anlamasın diye bulunduğum yerden bir tane krakeri elime aldım bir de beni görebileceği şekilde cips aldım parayı ödemek için gittim.

-Dayı deli oldum ya çocuk hangi krakeri sever diye düşünmekten iki saattir.
-Benim de oğlum var küçük anlarım derdini yeğenim zaten o kadar uzun kalmandan anlamıştım.
-Sorma dayı ya neyse borcum ne kadar?
-Şu kadar yeğenim.
-Al dayı.
-Dayı az önceki elemanı soyguncu sandım ben ya.
-Sorma yeğenim oluyor böyle arada yanlış anlaşılmalar. Neyse al paranın üstü.

Tam parayı almak için elimi uzatırken bir eleman girdi bakkala. Böyle parlak, güler yüzlü bir eleman.

-Dayı keşke her müşterin böyle olsa, der demez eleman bir tarafından çanta ve silah çıkarttı bakkal dayıya doğru uzattı.
-Doldur paraları dayı.

Tutamadım kendimi ve bağırmaya başladım.

-Eeeh sikerim lan böyle işi! Ulan tipine baktık adam sandık yaptığına bak! Yaptığının kötü olmasını geçtim ama çok salakça lan! Amına kodumun malı bakkal lan bu bakkal! Bakkalda ne kadar para olabilir ki? Küçük vizyonlu gerizekalı. Ulan allahın kıytırık mahallesinde bakkal mı soyulur mal? Zaten yüzünü de kapatmamışsın amına kodumun amatörü seni.

Lan bir baktım bakkal dayı tezgahın altından poşetler içinde esrar çıkartıp çantaya dolduruyor. Ben yine göt gibi kaldım tabi. Dayı gülümsedi

-Al bunları ver adamlara parayı eksik alma sakın yeğenim, dedi ve sonra bana döndü. Tanıştırayım kendisi öz hakiki yeğenim olur. Suratını o yüzden kapatma gereği duymadı. Şimdi seni öldürüp diğerlerinin yanına koyma vakti. Hadi benden bir kıyak son cümleni söyle.
-OROSPU ÇOCUKLARI!

Vurdu beni şerefsiz yeğeni. Ya niye böyle oldu şimdi ya? Her şeyin göründüğü gibi olmadığını ve önyargı ile yaklaşmamayı böyle kötü bir yolla öğrendim. Fakat bu böyle bitmemeliydi! Kalan gücümle cebimdeki telefonu çıkartmadan son aranan numara olan arkadaşımı aradım. Telefonun açıldığını anlayınca var gücümle kazanmak için bağırdım!

-Şifrem şu internet geçmişini ve pornolarını sil acil durum!

Bakkal dayıya ve yeğenine koydum mu şeklinde gülümsedim ve hayatıma veda ettim. Ben kazandım...

16 Eylül 2012 Pazar

Idiotic

Gözlerini açmakta zorlanıyordu. Bok vardı sanki o kadar içecek. Tüm gece boyunca alkol komasına gireceğinden korkuldu. Fırsattan istifade eden birisi de onu üşenmeden yatağına atmış olmalıydı. Tanımadığı birisi tarafından sikilmiş olmasını dert etmiyordu. Gözlerini açmadan yataktan kalkıp kollarını yanlara doğru açarak çırılçıplak hâlde durdu. Çok geçmeden arkasından uzanan bir çift el göğüslerini sıkmaya başladı. Eller tahrik etmek yerine tatmin olmak için uğraşıyordu. Ellerin bir kadına ait olduğunu anlamıştı. Yine de rahatsız olmuştu. Arkasındaki kişinin gece yaptığının yetmemiş olması, doyumsuz bir şekilde tekrardan istemesi ve göğüslerini bu yüzden tutuyor olması sinirlendirmişti. Göğüslerini tutan eller yetmiyormuş gibi bir de boynundan öpen dudaklar çıktı başına. Sinir katsayısı daha da arttı. Sakin bir şekilde, arkasını dönmeden, boynundan öpen dudaklara yumruğu patlattı. Bencil insanları sevmezdi kendisi dışında. Kendisini de sevmezdi aslında. Kanlanmış gözlerini açıp banyoya gitmek için odadan çıktı.

Açıkçası böyle bir şey olmaz lan. Hayır böyle sikik şeyleri okuduktan sonra bunlar gibi davranmaya çalışan kızlar var onlar çok acayip. Anneden babadan harçlık alıp punk, asi ayaklarına yatıyorlar. He amına koyıyım üzerindeki 30 liralık tişört ile çok asisin kapitalizme de baş kaldırıyorsun. Dünya umurunda değil gibi davranır ama akşam geç olmadan annesinin ve ya babasının dediği vakitte evde olmak zorundadır.

Cinsellik konusunda tabuları yıkmıştır. Herkesin seks yapması ona göre gayet doğaldır. Hatta bunu belirtmek için sürekli internet ortamında cinsel şeyler paylaşır. Porno izlediğini bas bas bağırarak söyler. Çünkü hani toplumda kızlar porno izlemez iğrenç bulur olayını yıktığını göstermek ister. Tüm bunlara rağmen kendisi ile sevişmek isteyen bir erkek çıkarsa abazan demekten alı koymaz kendisini.

Dur lan bahsedeceğim bu değildi aslında. Benim bahsedeceğim şey eski sevgililer. Bahsedeceğim şeye bak, yazdıklarıma bak amına koyayım ya. Eski sevgililerimin sürekli karşılaşmalarına bayılıyorum. Beyoğlu'nda takılan kızlar oluyor kendileri. Sürekli ay canım cicim aşkım muhabbeti içindeler birbirleri ile(amına koyıyım hangi kafa ile çıktım bilmiyorum ki). Birbirleri ile aldattığım kızlar bir de yani daha eğlenceli oluyor. Haberleri  yok tabi hepsinin ortak noktası benimle çıkmış olmaları. Bazen iki eski sevgilimi yanyana görüp yanaklarından tek tek öptükten sonra "ikinizin arkadaş kalabilmiş olmasına çok sevindim. XXX seni YYY ile aldattığımı öğrendiğini keşke söyleseydin vicdan azabından kurtulurdum." diyip aradan çekiliyorum. Suratlarındaki o ifade tarif edilemez. Bir dostluğu böyle basit bir şekilde bozmak insana orgazmik bir zevk veriyor. Orgazmik ne biçim kelime lan organik gibi. Böyle işsiz şeyler yapıyorum işte amk. Millet bir şeyler icat ediyor ben eski sevgililerimi birbirine düşürüyorum. Eğlence anlayışım çok salakça ve boş diyorum inanmıyor millet.

12 Eylül 2012 Çarşamba

Yaşanmış Olay - Türk Amerikan (Part 2)

Metrobüste ara sıra durakları gösteren ekrana bakıyorum sanki gerçekten kayboldum da nereye gidiyorum gibisinden. Yavşak eleman Halkalı'da oturuyormuş. Neyse sol tarafımda bir reşit olmayan alkolü fazla kaçırmış genç ve ayık arkadaşını gördüm. Yavşak eleman, sarhoş elemana yaklaştı ve konuşmaya başladılar. 

-Bu adam amerikan bak, dedi beni göstererek yavşak.
-Yok ya! Eee ne yapıyor burada?
-Kaybolmuş ingilizce bilmediğimiz için anlamıyoruz.
-En iyisi indir tenha bir yerde döv gitsin.
-Yok lan olur mu öyle şey. Sonra olay olur Türkiye'yi kötüler herkese.
-Karımıza kızımıza sarkmasından iyidir. (ne alaka amına koyıyım ya?)
-Sarkmaz. (dedikten sonra yavşak eleman kıza bir bakış attı sonra bana baktı göz teması kuruyor muyuz diye)
-Bunlar çok korkak. Dalıyorum aralarına "Yok mu beni döven?" diye bağırıyorum hiç biri çıkıp saldırmıyor çünkü götleri yemiyor. Korkak hepsi.
-Zaten bunların beyazlarında iş yok. Zencilerde iş var. Onlar çok cesur.

Amına koyıyım ne alaka lan söyledikleri? Zaten biraz daha bir şeyler konuştular daha kısık sesle ben duymadım onları. Kendimi zor tuttum metrobüsün içinde o alkollü elemana dalmamak için. Bunlar biraz daha konuştuktan sonra yavşak eleman, diğer gençlerin yanına geçti onlarla konuşmaya başladı. Onlarla da ne konuştuğunu pek duyamadım. Arada sırada "ingilizce bilen yok mu" diye soruyorlardı etrafa. Bir de net olarak duyabildiğim şey, kızın şu cümleleri oldu.

-Yazık ya bari eline adres verselermiş. Zavallı kalkmış Amerika'dan gelmiş kaybolmuş buralarda. Kıyamam ona.

Tabi bu arada arada bana bakıp "daha var wait" diyorlar. Beni dövmeyi düşünen alkollü genç bir ara yere oturdu. Sonraki duraklarda indi gitti zaten. Ben sıkıldım ve telefonumun mesaj kısmını açıp şunu yazdım:

"Ben bu gece bir kez daha anladım ki bazı insanlarımız türkçe bilmeyen yabancıların yüzüne gülüp, arkalarından küfürler ediyorlar. Bir de iki cümle ingilizce konuştum diye beni amerikan sandılar ve bedava yolculuk yapıyorum. Böyle alkollü malları gördükçe de alkol sınırının 24 yaşa çekilmesine hak vermeye başlıyorum. Duydun yani konuşmaları. Neyse, sonuç olarak güzel deney değil mi?"

Bunu yazdıktan sonra telefonumu önümde duran kıvırcık saçlı bir elemana verdim okuması için. Gülmeye başladı sonra telefonumu geri verdi. Yavşak eleman bana yaklaşıp "aynı yerde inicez. we sefaköy." dedi. Ben de "i understand. Same." diyince arkadan bir adam çıktı ve "Ben yardım edebilirim size. Come with me please. Come, come." dedi ve onun yanına gittik yavşak ile.

-Do you know where will you go?
-Yes i'm staying at hotel in Sefaköy.
-Do you know how to go there?
-Yes i know don't worry.
-What are you doing in Turkey?
-Holiday. I play guitar. I gone Bulgaria, Greece now Turkey. After turkey maybe Russia.
-I am a chef. I cook. I stayed in America, Texas for 3 years. And this is my friend, he is half chef (yanındaki arkadaşını gösteriyor. Tabi bunu dedikten sonra arkadaşı hafif bir siktir çekti. Yavşak elemana da tercüme yapıyor bir yandan çok meraklı soruyor ikide bir ne konuşuyorsunuz diye çünkü. Onları yazmıyorum yoksa sikko olur.)
-Really? Where did you work at?
Yanındaki adam "hadi söyle söyle çekinme hadi hadi" diye diretince bir bok olacağını anlamıştım. Adam çalıştığı yerin adını söyler söylemez yanındaki adamla ben deli gibi güldük dakikalarca.

Gaylord Hotels...

Yavşak elemana söylemediler niye güldüğümüzü. Hatta adam çıkardı çalışmış olduğu yerde kullandığı kartı gösterdi. Vesikalık fotoğrafı, üstte de "Gaylord Hotels" yazısını görünce tutamadım bir daha gülmeye başladım. Yavşağa sivil polis olduğunu söyledi (muhtemelen yalan).

-Abi Amerika'dan peki boş mu döndün?
-Ne getirecektim?
-Yok o anlamda değil, çakış oldu mu yani?
-3 Yıl elizabeth ile geçti.
Sonra bana döndü adam.
-He asked did i get laid and a said no i masturbated three years (bir de hareketle gösterdi bunu).
-Oh i understand Gaylord masturbation, der demez yanındaki adam bir daha gülmeye başladı. Dediğim eleman hafif sinirlendi tabi.

Yandaki adam " Olum çok pis elime düştün sürekli hatırlatıcam bunu sana." dedi gülmesine devam ederek. Para karşılığında susmayı teklif etti. Adam kızgınca bana baktı.

-I am active, dedi sinirle gülerek.
-It was a joke, diyip durumu kurtarmaya çalıştım.

Sonra bana yüzüğünü gösterdi.

-Oo you are married?
-No half married.
-You are engaged? (engaged kelimesini bir dakika boyunca falan hatırlamaya çalıştım)
-Yes. Look (telefondan resmini gösterdi. Yakışıyorlardı da he)
-Congratz.
-Thanks.

Yavşak eleman "Abi tercüme etsene ben de erkeklerden hoşlanmıyorum söyle beni gay sanmasın." dedi. Adam bana döndü:

-He says he likes man a lot. You should be careful. (ben gülmeye başladım tabi yavşak da noluyo falan diyo) He might like you too. You should go to a police.
-Abi ne polisi ne diyorsun sen adama?
-Karanlıkta başına bir şey gelirse polise gitsin diyorum. Merak etme zaten adam gideceği yeri biliyormuş.

Sonra Sefaköy durağına geldik. Ben, adamlar da bizimle birlikte iner diye düşünmüştüm ama öyle değilmiş. Tokalaştım nice to meet you dedim indim metrobüsten. Vakit geçirmeden arkamı dönüp bağırdım "Abi darılmaca gücenmece yok." diye. Adamlar gülmeye başladı. Yanımdaki yavşağa döndüm.

-Sen de darılma gücenme. 
-Türkçe biliyor musun sen?
-Tabi biliyorum türküm çünkü.
-(hemen kendini geriye attı) Ya iki saattir taşşak mı geçiyorsun bizimle yani?
-Sen türk müsün diye sorunca dedim amerikan rolü yapayım.
-Ya abi niye taşşak geçiyorsun iki saattir. Mal durumuna düşürdün ya. O kadar uğraştık.
-Metrobüsten geçirdin sağol. Ayrıca o dediklerini de duymazdan geliyorum.
-Hangi dediklerimi. Sen konuştuklarımızı duydun mu?
-Bazı yerlerini duymadım. Ama duyduğum kadarını da duymazdan gelicem. Haydin iyi geceler.

11 Eylül 2012 Salı

Yaşanmış Olay - Türk Amerikan (Part 1)

Olay, Şişli-Mecidiyeköy metrosundan çıkarken yürünen o tünelde yürürken kırmızı tişörtlü bir gencin arkamdan omzuma dokunup "Abi türk müsün?" diye sormasıyla başladı. Benim boylarımda (kafam dahil damarlı 184 santimim) yavşak tipli bir eleman işte. O öyle sorunca dayanamadım tabi:

-What?
-Turkish? Abi gitarında "WE're GO'ing" yazıyor(gitar kılıfındaki yazıyı da gösteriyor) o yüzden sordum. Where are you from?
-Chicago. (aklıma neden ilk burası geldi bilmiyorum)
-Ooo basketbol biliyor musun? Basket basket. (şut atıyor gibi yapıyor)
-No i don't have any insterest in basketball.
-Do you know ömer faruk aşık?
-Yes i know him he is very good (ne bilcem amk).
-Neyse abi görüşürüz.

İngilizce olan sözleri türkçeye çevirmek ile uğraşamam git iki gram ingilizce öğren amk. Neyse çıktım tünelden. Metrobüse doğru ilerliyorum baktım önümde bir kız, iki erkekten oluşan bir grup var. Erkekler alkollü mal mal hareketler yapıyorlar. Reşit olmadıkları da her yerden belli oluyor. Yavşak eleman bunların yanına gitti, muhtemelen kız için tabi. Onların alkollü olduğunu görünce hafif muhabbet açmaya çalıştı kızla. Kız da sarışın, normal tipli ne güzel ne çirkin yani zayıf bir şey, gideri var anlayacağın.  Sonra ben önlerine geçtim bunlar sigara içmeye başladı. Sonra metrobüse gidiyoruz falan dediler aralarında ben de onlara yaklaşıp "Excuse me, do you know where metrobus(metrobas diye şiveli şekilde) is?" diye sordum. "Aaaa metrobüs mü gel bizle gel götürürüz we go metrobüs." dediler. Karşıdan karşıya geçerken yanımızdan porsche geçti. Yavşak eleman arabanın önüne atladı birden "abi dur abi dur" diye bağırıyor. "Benim arabanın aynısından" diyor bir de klasik espri. Zavallı adam zar zor korna çala çala devam etti yoluna. Amına koyıyım elemanı ezse adam suçlu sayılırdı işin kötü yanı.

Metrobüs turnikelerine geldik gençler geçti gitti yavşakla ben kaldım. Cüzdanı gösteriyor bana kart var mı diye soruyor. "no i left it at hotel" diyorum. Money ver ben kart doldururum diyor. Parayı da otelde bıraktığımı ingilizce söyledim ama ne fayda karşımdaki yavşak ingilizce bilmiyor ki. Money diyor no diyorum. Kart diyor no diyorum. Birkaç kez tekrarladık bunu. Sonra güvenliğe bağırmaya başladı "Abi bu adam amerikan yanında kart yok parası da yokmuş geçsin mi buradan?" diye. Ben orada düşündüm acaba oyunu bozsam mı diye.  Fakat sonra siktir et gidebildiği yere kadar gitsin dedim güvenliğin yanına gittik. Yavşak tabi turnikeden geçti diğer taraftan konuşuyo güvenlikle.

-Abi adam amerikan şikagodan gelmiş parası yok kartı da yokmuş geçsin mi buradan?
-Yok geçemez sen kendi kartından bas.
-Abi ben sabahtan akşama kadar çalışıyorum niye paramı elin amerikanına vereyim. Aslında alıcaksın bunun gibileri döveceksin. (gülüyor)
-Burada ne arıyormuş amerikan?
-Ne biliyim abi gelmiş otel falan diyo gerizekalı. Abi geçsin işte.
-İyi tamam geçsin gece gece uğraşamam, dedi güvenlik ve engellilerin geçtiği yeri açtı bana.

Böylece bedavadan geçmiş oldum. Mecidiyeköy metrobüs durağında beklerken diğer gençlerin yanına giderken yavşak sürekli gülerek "sayemde geçiyorsun hadi iyisin yine. Ben olmasam kalmıştın orada. kart, money sayemde come hadi gel amerikan seni amına koduğum" diyordu. Gördük gençleri hemen yanlarına gittik. Yavşak, gençlere "Aranızda ingilizce bilen yok mu ya adamı gideceği yere götürelim." diye sordu ama bilmiyormuş zavallılar. Nereye gideceğimi sordular. Hemen şaşkın bir şekilde etrafa bakmaya başladım sanki kaybolmuşçasına. Bir tanesi tuttu beni durak isimlerinin yazdığı şeyin önüne götürdü gösteriyor parmağıyla "where gideceksin?" diye soruyor. Sefaköy, Yenibosna ve Şirinevler duraklarını şiveli bir biçimde söyledim, hatta bozmamak için sanki okuyamıyormuş gibi bile yaptım türkçeyi. Şirinevler diyince zaten gençler atladı, onlar da oraya gidiyormuş. Sefaköy diyince de yavşak atladı, o da oraya gidiyormuş(normalde ineceğim durak Sefaköy bu arada). Bir yandan iyi oldu bir yandan kötü. İyi olan tarafı daha taşşak geçebilecektim onlarla, kötü olan tarafı da ibnelere biraz daha katlanmam lazımdı. 

"Büyük şakalar, büyük fedakarlıklar gerektirir."

Uzakta bir metrobüs gözüktü kalkmak üzere idi çünkü bayağı dolmuştu. Yavşak, "Amerikan koş koş kalkacak metrobüs koş lan!" diye bağırmaya başladı. Gençler, yavşak ve ben koşmaya başladık metrobüse. Arkadan ikinci olan kapıdan girdik işte. Kapı hemen arkamızdan kapandı. Yavşak, metrobüste bağırmaya başladı "Aranızda ingilizce bilen yok mu? Adam amerikan ne dediğini anlamıyoruz?" diye ama kimse siklemedi. Neden siklesinler zaten amk o kadar yavşakça gülerek bağırırken. Sonra bana döndü:

-Kart al, money yükle, öyle geç bundan sonra. Bu sefer sayemde geçtin hadi iyisin.
-Oooh i understand. Card, money, pass. Ok
-He ok ok.

Metrobüste olanlar ve asıl muhabbetler, yeni insanlar "Yaşanmış Olay - Türk Amerikan (Part 2)" yazısında.

7 Eylül 2012 Cuma

Yalnız Sevişgen


İnternetteki bir sitede yüz binlerce takipçisi olan birisiyim. İnternetteki adım Teodrus. Herhangi bir anlamı yok. Maksat kullanıcı adı kısmı dolsun istedim. Bu kadar takipçim olmasının güzel yanı, para kazanmak için yazdığım bu gereksiz romanı daha çok kişiye tanıtıp reklamını yapabilmiş olmam. Genelde esprili, düşündüren tespitler yaparım. Bir web uzmanıyım, kendi bürom var. Maddi durumum oldukça yerinde. Önsözüm bu kadar. Umarım, ilişkilerimin ve hayatımın konu olduğu bu romanı beğenirsiniz. Aslında beğenip beğenmemeniz umurumda değil sonuçta parasını vermişsiniz. Ben kazandığıma bakarım. Öhöm, neyse başlıyoruz.
Sevgili olaylarında oldukça bahtsız bir adamdım. Her ne kadar zevk için bir sürü kadınla sevişmiş olsam da uzun vadeli ilişki düşündüğüm kadınlar hep götüme tekmeyi bastı ve bu yüzden kendimi yalnız hissediyordum. Aslında istediğim her kadını elde edebilirdim ama ben sevmek istiyordum birisini artık. Doğru kişiyi beklerken işten eve, evden işe gidiyordum sadece. Nereye gitsem çevremdeki kadınlar gözleri ile beni soyuyorlardı. Bazılarından hoşlansam da sevemeyeceğimi düşündüğüm için pas vermiyordum. Hem zaten her kadına yüz verseydim zararlı ben çıkardım. Fazla şık giyiniyor olmamın da bunda etkisi vardı tabi ama şık giyiniyorum diye bakmak zorunda değillerdi! Rahatça dolaşamıyordum o bakışlar yüzünden.
Bir gün iş çıkışı canım dışarıda yemek istedi. Normalde, evde kendi yaptığım harika yemekleri yerken film izlerdim. Maddi durumum yerinde olduğu için dışarıda istediğim her yerde yiyebilirdim yemeğimi. Fazla gösterişli olmayan bir lokantaya gittim. Arabamı güzel bir yere park ettim. İş çıkışı olduğu için üzerimde şık bir takım elbise vardı, gömleğimi pantolonun içinden çıkarmıştım daha rahat olmak için. İçeri girer girmez kadınların bakışları bana odaklandı. İlgi görmek hoşuma gitse de hiçbirine odaklanmadan herhangi bir masaya oturdum.
Garson, sarışın, uzun düz saçlı, boyu ve fiziği yerinde, yeşil gözlü, güzel bir kadın, bana bir menü getirdi ve yavşak bir biçimde gülümsedi. Beyaz bir gömlek, siyah düz bir etek giyiyordu. Arkasını döndü tam uzaklaşacaktı ki “Pardon bakar mısınız?” diye seslendim ona. Siparişimi almak için hazırlandı.
“Ne tavsiye edersiniz?” diye sordum. Gülümsemeden, normal bir şekilde durdum ki ona yüz verdiğimi düşünmesin.
“Eğer tavsiyemi dinleyecekseniz menüyü bir kenara bırakın ve sizi şaşırtmama izin verin.” dedi. Dediği gibi yaptım. Gözlerimi kadından ayırmadan menüyü yavaşça masanın üzerine bıraktım. Çünkü seçmek ile uğraşmak istemiyordum hem küçük sürprizler de hoşuma giderdi. Saçlarını hafifçe savurarak arkasını dönüp lokantanın mutfağına girdi. Ne getireceğini çok merak ediyordum. Acaba yüz vermeli miydim diye içimden geçirdim. Bu zamana kadar yüz vermediğim kadınların arasında belki doğru olan vardı ve ben onları kaçırmış olabilirim diye düşündüm. Bu kadına bir şans vermek istedim. Zaten dış görünüşünü beğenmedim desem yalan olurdu. Eğer diğer müşterilere böyle davranmıyorsa, bana özel böyle davranmış ise bir dahaki sefere karşılık vermekte karar aldım.
Mutfaktan çıktığında sipariş bekleyen masaları fark etti ve onlara doğru yöneldi. Şanslıydım ki benim yanımdaki masa da sipariş bekliyordu. Yani yanıma gelecekti tekrardan. Acaba benimle konuşacak mıydı diye düşünüyordum. O, masaların siparişlerini alırken ben de onu gözlemliyordum. Müşterilere çok normal davranıyordu. Gülümsemesi çok sıradan ve sahteydi. Sonunda benim yanımdaki masaya geldi sipariş almak için. Beynim karmaşa yaşıyordu. İşini bitirdikten sonra bana doğru döndü ve yavşakça gülümsemeye başladı. Sanırım yanıma gelecek diye düşündüm ve düşündüğüm gibi de oldu. Yavaşça, kıvırarak yanıma kadar geldi sürtük.
Gözlerimle tekrardan boydan boya süzdüm onu. O nasıl endam, o nasıl bir güzellik, sanki iki meleğin çiftleşmesi ile meydana gelmiş gibiydi. Siparişimi alırken ona yüz vermemekle aptallık ettiğimi düşündüm. Soyun dese hemen oracıkta soyunurdum. Sarışın kadınlara karşı zaafım vardı zaten. Doğal sarışınlara tabi ki ama ne yalan söyleyeyim çakma sarışınlar da etkiliyordu aptalca gözükmediği sürece. Belki de bu yüzden beni etkiledi ve düşüncelerimi değiştirdi kaltak.
“ Sürpriz siparişiniz birazdan hazır olacak beyefendi.” dedi içimi eriten bir ses tonu ile. Kesinlikle beni istiyordu. Benim de onu istediğimi belirtmem lazımdı.
“Sizin gibi güzel bir hanımefendinin zevkine güveniyorum.” dedim hafifçe gülümseyerek. Kendimi fazla salmamam iyi olurdu. Zaten bunu söyledikten sonra kadının delici bakışları ile beynimden vuruldum. İşte o bakıştı o akşamı değiştiren, aklımda tek bir düşünce kalmasını sağlayan. O kadın ile gece deliler gibi sevişmek! Kesinlikle elde etmeliydim onu. Sonrasında ne olacağı umurumda değildi. Arkasını döndü ve aldığı diğer siparişler ile mutfağa yöneldi.
Acaba sadece siparişleri mi alıyordu yoksa servisleri de yapıyor muydu? Bu endişeye düşmemin sebebi onu henüz servis yaparken görmedim ve etrafta erkek garsonlar da vardı. Çoğu lokantalarda ticari açıdan böyle bir ibnelik yapılır genelde. Erkek müşterilere hoş hatunlar, kadınlara da manken gibi adamlar gönderilir sipariş alınması için. Garsonlar müşterilere mesafeli davranır, sıcakkanlı davranmaz. Çünkü insanlara ulaşamadıkları kişiler daha çekici gelir ve onları elde edebilmek üzerine davranırlar. Dış görünüş ile zaten hoş bulunan garsonlara bu da eklenince müşterinin kafasındaki sipariş silinir ve karşısındaki insanı etkilemek üzerine oluşan yüksek hesaplı bir sipariş söylenir. Servisi ise müşterinin hemcinsi yapar. Bunun iki nedeni vardır. Birinci nedeni, etkilenen müşteriyi hayal kırıklığına uğratmaktır. Hayal kırıklığına uğrayan insan da bekleyiş içine girer. İkinci nedeni, müşterinin cinsel tercihini hesaba katmaktır. Müşteri erkek ise düşük ihtimal homoseksüel de olabilir ve homoseksüel birine üç aşamada da etkilenmeyeceği birini gönderirseniz bir işe yaramaz. Kadınlarda biseksüellik oranı daha fazla olduğu için çekici hemcinslerinin servis yapması onları hayal kırıklığına uğratmaz, aksine onlara fazladan arzu katar. Hesap ödeme vakti geldiğinde tekrardan karşı cins gönderilir. Hayal kırıklığına uğramış müşteri etkilendiği kişiyi tekrar karşısında görünce onu son kez etkilemeye çalışır ve yüksek miktarda bahşiş bırakır. Daha fazla arzuya sahip olmuş olan kişiler de aynı şekilde yüksek şekilde bahşiş bırakır. Buradan çıkan sonuç, gizli cinselliği ticarette kullanarak başarıya daha kolay ulaşılır.
Bu kadın bana karşı mesafeli davranmadı, aksine çok sıcakkanlıydı ve istediğini belli ediyordu. Sürpriz siparişin, hesabı yüksek tutmak için olabileceği düşüncesi vardı beynimde. Ayrıca belirttiğim şey yüzünden servisi onun yapmayacak olması hâlâ içimde olan bir telaştı. Ben bunları düşünürken kadın elinde bir tepsi ile mutfakta çıktı. Benim masama kadar dikkatli ve seksi bir biçimde geldi. Kendimi çok şanslı hissettim. Kesinlikle hesabı da o alacaktı. İşte o zaman ona adını soracak ve mükemmel bir gece için teklifte bulunacaktım. Masaya tabakları bırakırken benimle göz temasını kesmedi.
“Afiyet olsun. Umarım beğenirsiniz.” dedi boş tepsiyi iki eliyle yere doğru tutarken. Kafamı önüme eğip getirdiği yemeklere baktım. Çorba, soslu makarna, salata ve bir sepet dilimlenmiş ekmek getirmişti. Yüzümü kaldırıp tekrar ona baktığım zaman “Özel baharatlı ile midenizi yumuşatır sonrasında da makarna ile karnınızı doyurursunuz diye düşündüm. Farklı bir lezzet olması için de özel sos kattırdım makarnaya. Salata da arada damağınızı tazelemek için bir ekstra. Hem karnınız doyar hem de fazla hesap ödemezsiniz. Nasıl buldunuz?” dedi ve beni şaşkına uğrattı. Beni müşteri olarak görmediği gibi ayrıca mantıklı bir şekilde süslü olmayan menü getirmişti. Çoğu elit insan çorba ve makarnaya her zaman basit öğrenci yemeği olarak bakar ama işi bilenler bu iki yemeği çok özel hale getirebilir.
“Gayet güzel bir seçim yapmışsınız. Etkilendim açıkçası. Yalnız neden tatlı getirmediğinizi merak ettim.”
“Soğuk bir tatlı düşünüyorum. Tatlı yemekten sonra yenir bu yüzden siz yemeğinizi yerken sıcaklaşmasını istemem.”
Böyle basit bir şeyi neden düşünemedim acaba? Teşekkür ettim ve o arkasını dönüp giderken gözümü ondan ayırmadım. Büyük bir iştahla yemeğimi yerken sürekli aklımda o vardı. Tatlı olarak ne getireceğini de merak ediyordum. Yemeğin tadı harikaydı, aşçılara saygı duydum.
Yemeğimi bitirdikten sonra gözüm onu aradı etrafta. O sırada erkek bir garson gelip önümdeki boş tabakları elindeki tepsiye koydu. Başka bir isteğim olup olmadığını sorduğu zaman biraz beklemek istediğimi içmek için bir bardak şarap istediğimi söyledim. Peki anlamında kafasını hafiften öne eğdikten sonra şarabımı getirmek için uzaklaştı. Fazla vakit geçmeden şarabımı getirdi ama ben hâlâ o kadını göremiyordum etrafta. Acaba gitmiş olabilir miydi? Yemek yerken etrafa baksaydım böyle göt gibi kalmazdım. Çevremdeki kadınlar hâlâ bana abazan gözler ile bakıyorlardı. Rahatsız olmaya başladım.
Bardağımdaki tadını umursamadığım şarap bitmek üzere iken birden önümde beliriverdi kaltak sarışın.
“Başka bir isteğiniz var mı?” diye sordu.
“Tatlı siparişini vermek istiyordum aslında. Fakat önce bir bardak şarap içmek istedim.” bardaktaki kalan şarabı bir dikişte bitirdim ve “Tatlı için öneriniz nedir?” diye sorduğumda önümdeki peçetelikten bir peçete aldı. Siparişleri yazdığı kalem ile peçeteye bir şeyler yazmaya başladı. Seksi bir gülümseme ile bana bir süre baktıktan sonra arkasını döndü ve gitti. Tekrardan göt gibi kaldım. Mutfağa girdiğini gördüm. Bir süre sonra mutfaktan çıktığında elindeki tepside bir kâse vardı. Masama gelip önüme koyduğu zaman içindekinin profiterol olduğunu gördüm ve çok sevindim. Çünkü benim en sevdiğim tatlı oydu! Kâsenin altında bir tabak vardı. Biraz dikkatli bakınca kâse ile tabağın arasında peçete gördüm. Kadın önümden ayrılır ayrılmaz peçeteyi aldım. Üzerinde bir telefon numarası yazıyordu, tam tahmin ettiğim gibi.
Profiterolü daha bir zevkle yedikten sonra hesabı getirmesi için gözümün içine bakan kadına elimi kaldırarak gelmesini işaret ettim. Hesabı getirdi, tutar fazla değildi. Peçenin kenarlarından iki elimle tutarak kaldırdım. Ne yapacağımı meraklı gözler ile bekliyordu. Aniden peçeteyi ortasından yırttım. Şaşkın bir biçimde bana bakıyordu.
“Telefon numarasına ihtiyacım yok. Günlerce beklemeye niyetim yok. Ne zaman çıkıyorsun buradan?” diye sordum.
“Birazdan çıkma vaktim gelecek.” dedi şaşkınca gülerek. Telefon numarası ile uğraşmama gerek yoktu çünkü onu bugün istiyordum. İstediğimi de alacaktım.
“Tamam, dışarıda arabamın yanında bekliyorum seni. Fazla bekletme.” dedim ve ayağa kalkarak cüzdanımda bolca olan paralardan birini çekerek masaya bıraktım. Yüklü bir miktar bahşiş bırakmış oldum böylece. Arkama bile bakmadan dışarı çıkıp arabamın yanına gittim. Bir sigara yakıp beklemeye başladım. On dakika kadar sonra lokantadan çıktı. Biraz etrafa bakındıktan sonra beni gördü ve bana doğru yavaşça koşmaya başladı. Bir şey demeden arabanın içine girdik. Evime doğru sürmeye başladım.
“Önce evime uğrayabilir miyiz? Üstümü değiştirmek istiyorum. İş kıyafetlerim ile pek rahat edemiyorum.” dedi.
“Gerek yok. Evde ben üzerine rahat bir şeyler veririm.”
Vakit harcamak istemedim. En kısa zamanda evime gitmeliydik. Sadece geceyi düşünmüyordum tabi ki. Onunla olabildiğince vakit geçirmek istiyordum. Kendi evine gidip onun hazırlanmasını beklemek boşa zaman öldürmek olurdu. Kabul edercesine kafasını öne eğdi hafiften. İtiraz etmediği iyi oldu. İşlerim zorlanmasını istemezdim.
Evin önüne arabayı park ettim ve indik. Kapısını açmak gibi ufak centilmenlik oyunlarına hiç bulaşmadım, samimi olmuyor bence. Dubleks evimin bahçe kapısından içeri girdiğimizde çiçeklerin hoş kokusu onu etkilediğini düşündüm. Etkilememesi mümkün değildi zaten. Evin kapısını açıp içeri girdiğimizde “Vaay.” dedi ve etrafı incelemeye başladı gözleri ile. Evim çok büyüktü. Güzel para kazanıyorum çünkü. Bu da onu etkilemiş olmalıydı. Salonda duvara monte edilmiş büyük bir televizyonum vardı. Karşısındaki koltuğa oturdu hemen.
“Ben sana giyecek rahat bir şeyler getireyim.” dedim ve odamdan bir gömlek alıp geri geldim. Şaşkınca baktı bir süre. Sonra gülümseyerek üstündekileri çıkarmaya başladı. Kendi gömleğinin düğmelerini açarken kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Siyah südyeni göğüslerinin büyüklüğünü ortaya koyuyordu. Eteğini çıkartırken artık kendimi daha fazla tutamadım. Elimdeki gömleği fırlattım ve onun dudaklarına yapıştım. Sevgi ve aşk gibi şeyler aklıma bile gelmiyordu. Tanışmak, içki, vakit geçirmek, güzel bir akşam yemeği yoktu. Ne olacağı umurumda değildi. İşler kontrolden çıkmıştı artık. Şehvetli bir şekilde bana karşılık verdi dudakları ile. O nasıl öpüşmek öyle kaltak karı! Yurtdışında master mı yaptın? İçimi eritiyordu adeta. Arada dudağımı ısırıyordu. Ellerim onun vücudunda gezinmeye başladı. Yumuşak beyaz teni beni daha da çıldırtıyordu. Onunla öpüşmeye devam ederken ben de üzerimdekileri çıkartmaya başladım. O da iç çamaşırlarını çıkarttı üzerinden. İkimiz de çıplaktık artık. Dolgun göğüslerini, pürüzsüz vücudu bende sarhoş etkisi yaratmıştı. Yorgunluktan uyuya kalıncaya kadar saatlerce çılgınlar gibi aralıksız seviştik.
Sonraki sabah uyandığım zaman yanımda yoktu. Bir not bile bırakmamıştı. Giyinmiş ve gitmişti. Orospu! Beni kullandı! Beni, bir gecelik mastürbasyonu olarak kullandı. Bir insan neden bunu yapardı? Cinsellikten daha önemli şeyler olduğunu neden fark etmiyorlardı?  Sevgi ve aşk gibi şeyler mesela. Dün sevişirken aklıma gelmeyen sevgi ve aşk… Kaltak kadın beni baştan çıkarmasaydı düşünebilirdim sevgi ve aşk gibi şeyleri. Adımı bile bilmiyordu, adımı bilmek isteyecek kadar bile değer vermemişti anlaşılan. Diğer açıdan bakarsak ben de adını sormamıştım ve bilmiyordum kadının. Adını bile bilmediğim biri ile yattım… Neden sormadım sanki? Hakkında bir bok bilmediğim kadına kendimi teslim ettim adeta. Beni kullanmasına fırsat verdim. Kendimi çok aciz hissediyorum. Her ne kadar harika bir şekilde sevişmiş olup ben de zevk almış olsam da böyle olması beni üzüyordu. Telefon numarasını salak gibi yırtmamış olsaydım şu anda arayıp küfürler edebilirdim. Gerçi onu kapalı tutardı kesin sürtük.
Bende büyük bir boşluk açmıştı lanet kadın ve bu beni bayağı üzdü. Bu yüzden her üzgün insanın yapacağı şeyleri yapmaya başladım. Deliler gibi alışveriş yapmak, dondurma yemek, çikolata yemek, aşk filmleri izleyip küfürler etmek, başkalarının ilişkilerine bok atmak gibi şeylerden bahsediyorum. İşe gitmeyip saydıklarımı yapmakta karar aldım. Nasıl olsa işyeri benim, iş benim. Kendimi kötü hissettiğim zamanlarda kimseden izin almama gerek yoktu.
Başlangıç olarak alışveriş yapmaya gittim yatağımdan kalkıp. Alışveriş yapınca kendimi yenilenmiş hissediyordum. Para bok gibi olduğu için istediğim kadar alışveriş yapma imkânımın olması çok güzeldi. Gayet şık ve yakışıklı bir adam olduğumu tekrardan hissetmeye başladım. O kaltak sevmedi belki ama başka kadınlar mutlaka sevecekti beni. Büyük ders aldım. Alışverişim bitince kadının çalıştığı lokantaya götürdü beni beynim. Bana yaptığını ödetmeliydim ona. Herkesin içinde rezil etmeliydim onu. Lokantaya girdim ve gözlerimle onu aramaya başladım. Herhangi bir masaya oturmadım çünkü o zaman benden kaçabilirdi ya da benimle hiç ilgilenmeyebilirdi. Hem zaten onu rezil edip gidecektim fazla durmayacaktım.
Mutfaktan çıkarken gördüm onu!  Elindeki tepside müşteriye götüreceği iki kâse profiterol vardı. Derhal önünü kestim ve herkesin içinde bağırarak şunları söyledim.
“Dün akşam buraya geldiğimde bana çok yakın davrandın ve hemen telefon numaranı verdin. Hiçbir itiraz etmeden evime kadar geldin. Hiç birlikte vakit geçirmeden, hiç beni tanımaya çalışmadan birlikte oldun benimle. Sabah da sessizce ve aniden, bir not bile bırakmadan çekip gittin. Bir gecelik mastürbasyonun olarak kullandın beni. Hiç mi utanman yok? Hiç mi vicdanın yok? Birisini böyle kullanmanın yanlış olduğunu görmüyor musun? Daha adımı bile sormadın oysa. En azından adımı sorsaydın. Sırf kendini tatmin etmek için önüne gelenle yatan bir sürtüksün bence. Lanet olası bir sürtük! Madem beni bir jigolo gibi kullanacaktın en azından yatağımın yanına para bıraksaydın! Senden hoşlanan insanları bu şekilde kullanman çok iğrenç ve bu midemi bulandırıyor. Sen midemi bulandırıyorsun. Bir daha evime gelmeyi bırak karşıma bile çıkma!”
Elindeki tepsiye elimle vurarak havaya uçurdum. Kâseler ve profiteroller yere dağıldı. Cebimden para çıkartıp onun göğüslerine sıkıştırdım ve “Bunlar kâsenin, profiterolün ve senin paran.” diyerek arkama bile bakmadan oradan uzaklaştım. Hıncımı almıştım. Öfkem azalmıştı. Yaptığım şey ile gurur duyuyordum. İnsanları kullanan birisi bunları hak ediyordu. Garsonların beni durdurmaya çalışmamaları iyi olmuştu. Umarım yaptığı şeyden pişmanlık duyuyordur. Arabama binerek evimin yolunu tuttum. Aslında yazık da olmuştu. Çok güzel kadındı. Belki ben de onu kullanarak intikam alabilirdim ama bu onun seviyesine inmek olurdu. Benim gibi olgun, aklı başında birisine yakışmayacak bir hareket olurdu.
Eve geldim ve hemen bir aşk filmi takıp içki ve abur cubur eşliğinde izlemeye başladım. Nefret ediyorum böyle gerçeklikten uzak filmlerden. Sanki ömür boyu birlikte olacaklar gibi bitiyor bu filmler genelde. Oysaki gerçek hayatta ne olduğunu gördük. Alkol ve abur cubur ile filmden filme atlıyordum. Hepsinde küfürler ediyordum çiftlere. Lanet kaltağı aramak istedim. Keşke numarasını yırtmasaydım ihtiyacım yok diyerek.
Film ve küfür maratonu bittikten sonra kendimi yatağa attım. İğrenç kadının kokusu var hâlâ yatakta. Yatağı yakıp kül edip koklamak daha güzel olurdu. Yanımda olsaydı da sevişseydik keşke diye salakça düşündüm. Onun iğrenç olduğunu bildiğim hâlde yine de istedim onu yanımda. Bir türlü rahat yatamadığım için sol kolumu yastığın altına koydum. Bir şeyler çarpıyordu koluma. Sanki bir kâğıt parçası gibiydi. Hemen doğrulup yastığımı kaldırdım. Gerçekten bir kâğıt parçası vardı. Hemen alıp ne yazdığına baktım ve şaşkınlığa uğradım. Çünkü kâğıtta şöyle yazıyordu:
Harika bir geceydi. Sen de harikaydın :) İşe gittim. Uyandırmak istemedim seni :) Sema”
Notun sonunda da rujlu dudaklar ile atılmış bir öpücük vardı. Ne yapacağımı bilemedim. Ona büyük bir haksızlık yaptığım ortadaydı. Peki ya lokantada yaptığıma ne demeli? O kadar bağırıp çağırmam boşaymış. Utançtan yerin dibine girmek istedim. Kim bilir ne kadar kalbini kırdım onun. Özür dileyecek yüzü bile bulamıyordum kendimde. En azından kullanılmamıştım, bunu bilmek güzel bir şeydi. Yapılacak şey belliydi aslında. Bir daha o lokantaya gitmemek ve bu yaşananları hiç olmamış gibi saymak.
Haftalar geçti. Kimse ile sevişmedim bu zaman içinde hatta kadınlara fazla yaklaşmadım bile. O lokantaya hiç uğramadım, o kadını da hiç görmedim bir daha. Şükretmeliyim ki evime gelip darmadağın etmedi her şeyimi.
Her şey yolunda giderken çok kötü bir şey oldu. Âşık oldum! Sema’dan daha güzel ve zeki bir kadına hem de. Bir müşterim olarak büroma uğradığı ilk anda âşık oldum ona. Uzun zamandır ilk kez bir kadının peşinden koştum. Bana hiç yüz vermedi başlarda. Fakat sonra romantik jestlerime ve çekiciliğime dayanamadı. Bir süredir çıkıyoruz. Bazen soğuk davranıyor ve beni üzüyor fakat sevdiğim için katlanıyorum. İlişkimiz o kadar emin ve ciddi adımlar ile ilerliyor ki ilk evime geldiği zaman sevişmedik bile. Çünkü kendimi ağırdan sattım. Tam beni yatağa atıp soyacakken yoo bebeğim yoo diyerek geri ittirdim onu. Sevmesini istiyordum bana sahip olmadan önce. Böylece iki taraf da eşit olacaktı. Ben, onun sevmesi için bekleyecekken o da sevişmek için bekleyecekti.
Zaman geçti ve ilk sevişmemizden sonraki sabah uyandığım zaman onu yanımda görünce mutlu oldum. Diğer kadınlardan daha güzel sevişiyordu bu bile ona âşık olmam için yeterli bir sebepti bence. Daha sonra bir keresinde beni aldattığından şüphelendim. Nereye giderse gizlice takip etmeye başladım. Bir gün bir adam ile pub mekânda oturup içtiğini görünce deli oldum ve benim kadının arabasını boydan boya anahtarla çizdim. Bu ona ders vermek içindi. Fakat daha sonradan öğrendim ki o adam aslında iş arkadaşıymış ve orada iş konuşuyorlarmış. Tabi bunu sadece sevgilimi dinleyerek değil, fazlaca araştırarak öğrendim.
Bir keresinde de uzaklara tatile gidecektik uçakla. Ben de orada fantezi yapmak için kelepçe ve kampı gibi şeyler satın alıp onları bavuluma koydum. Fakat hava alanı güvenliği bavulumu açıp onları güzelce sergiledikten sonra bana hesap sorarak onlar ile binemeyeceğimi söylediler. Zaten fantezi kelepçesi ve kamçısı ile pilotları etkisi hale getirip uçağı kaçırmayı planlıyordum. Lanet olası güvenlik her şeyi bok etti. Tatilimiz güzel geçti ama o an orada yaşadığım utancı tarif bile edemem.
Zamanla büyük kavgalar yüzünden o kadından da ayrıldım ve başkasına geçtim. Daha güzel sevişen ve bana ilgi gösteren birisi. Şu anda evlilik hazırlıkları yapıyoruz durum o kadar ciddi yani. Yalnız Sevişgen’in sonuna geldik. Tabi ek not düşmek istiyorum:

Eski sevgililerime, Allah hepinizin belasını versin orospu çocukları.