6 Şubat 2016 Cumartesi

Pezevenk Rüyası (Bebek Adımları)

     Ekleyen herkes istisnasız olarak mesaj atıyordu. Kimileri basit bir merhaba, kimileri hayvanca giriş yaparak, kimileri de direkt siklerinin fotoğraflarını göndererek giriş yapıyordu. Bu konuda en garip olanlar hintlilerdi. Kız gördükleri zaman karınca kolonisi gibi profile doluşan hintliler durmadan gül etiketi atıp duruyorlardı.

      Cevap vermeye yaşlı insanlardan başladım. Çünkü en basit onları kandırırım diye düşünüyordum. Düşüncelerimde haksız çıkmadım. Bir iki hoş söz, bir kaç internetten bulunmuş fotoğraf ve bir solo video için para ödemeye hazırdı bu yaşlılar. Parayı daha önce açmış bulunduğum sahte bir paypal hesabına atıyorlardı.

      Paypal demişken mutlaka bahsetmem gereken bir şey var. Milletimizin muhteşem bilgisizliği bu paypal konusunda fazlaca ileri çıkıyor. Hani bilmezsin, bu doğaldır. Fakat elinin altında Google var arkadaş iki araştır bir bak. Yok! Adam karşısında kendisine sahte fotoğraflar gönderen sahte bir profile güveniyor ama koskoca paypala güvenmiyor. Neymiş paypal adamın banka kartı bilgilerini çalacakmış. Yok efendim önce arkadaşına sorup danışması lazımmış paypal güvenli mi diye. Gencinden yaşlısına kadar bu heriflerin %90'ı paypala güvenmeyen insanlar. Bu yüzden %90 daha az kazandım anlayacağınız.

      İsmim gözükür diye adamlara IBAN numaramı vermiyordum. Hesabıma atmden kartsız olarak para yatırıldığında ismimin sadece bir kısmının gözüktüğünü ise sonradan öğrendiğim için böyle bir seçenek de yoktu. Paypal tek çareydi.

     Herkes çakallık yapma peşindeydi. Para göndermeden çağırıyorlar, internetten buldukları para fotoğraflarını atıp "param var"edasında davranıyorlardı. Kimileri de "parayı yatırdım gözükmüyor mu" şeklinde davranıyordu. Ben bunları yemedim tabi ki. Fazla konuşan insanların para vermeyeceğini anladığımdan dolayı lafı uzatanlara siktir çekip yeni hedeflere geçiyordum.

     Bazılarının ilginç istekleri oluyordu. 15-16 yaşında bir genç köpeğim ve kölem olmak istedi. "Beni kapının önüne koy, havlayayım öyle içeri al", "Beni diğer arkadaşlarına köle olarak sat paramı sen al", "Beni köpek maması ile besle" tarzında istekleri vardı psikopatın. Cidden çok garip insanlarla tanıştım bu süre içerisinde. İnsanlar abazanlıktan mı kafayı yiyor, yoksa kafayı bir yerde sıyırdıktan sonra mı abazan kalıyorlar merak ediyorum. Beynimin durduğu bir sürü an yaşadım bu tip heriflerle uğraşırken.

       Bazıları internetten buldukları düşük çözünürlüklü fotoğraflar ile lezbiyen taklidi yaparak çıplak fotoğraf görme peşindeydiler. Bazıları da gerçekten lezbiyendi ve beni lezbiyen sanıp fotoğraflarını atıyorlardı. Buraya bazılarını eklemek isterdim fakat başıma sorun açabilir diye eklemiyorum. Orta yaşlı teyzeler bile profilime ilgi duyup kendi fotoğraflarını, eşleriyle seviştikleri anki fotoğraflarını atıyorlardı.

     İnternet üzerinden diğer dolandırma yöntemlerinden bazılarını da öğrendim. Mesela 0031 ile başlayan numaralar gibi. Bir site üzerinden kayıt oluyorsunuz ve o site size bir numara veriyor. Bu numarayı arayan adamların karşısına siz değil başkaları çıkıyor (muhtemelen reklam). Adamların konuştuğu bir dakika için siz 40 kuruş kazanıyorsunuz. Saniyeler üzerinden hesaplanıyor tabi ki bunlar. Ayın belirli bir gününde de kotanızı doldurmuş iseniz paranız yatıyor.

       Bir başka yöntem de reklamlı kısa linkler. Linkleri kısaltan sitelerden birisine kayıt oluyorsunuz. Herhangi bir şeyin linkini kısaltıp insanların bunlara tıklamasını sağlıyorsunuz. Linke tıklayan insanları bir reklam karşılıyor. Beş saniye sonra geçilebilir hale gelen bu reklam size küçük bir meblağ kazandırıyor. Bunda yapılabilecek en büyük çakallık, bir seks hikayesinin en güzel bölümünde "Devamını gör: kısa link" koymak tarzında olur.  Kısa linklerden güzelce kazanabilmek için yüz binlerce kişiye hitap etmeniz lazım.

     Dolandırma yöntemimi, insanlarla konuşma biçimimi, verdikleri tepkilere göre olayı idare etme biçimimi durmadan geliştiriyordum. İnsanların cinsel açlıklarını kullanmak doğru bir karardı. Profilim maksimum arkadaş sayısına ulaşmıştı ve ben sömürebildiklerimi sömürmeye devam ediyordum. İhtiyacım olan parayı ve biraz da fazlasını kazandım.

    Para bana yetmiş olsa bile bu işten hevesimi henüz tam alamamıştım. İnsanların zaafiyetlerini kullanarak onların paralarını cebe indirmeye devam etmek istiyordum. Fakat internet dolandırıcılığının bir tık daha ötesine gitmeye karar verdim. Gerçek bir pezevenk olmak.

     Ayrıca kafamı kurcalayan çok önemli bir soru vardı.

     Bunca insan neden porno izlemek yerine bu kadar saçma işlere bulaşıyorlardı para ödeyerek.

1 Şubat 2016 Pazartesi

Pezevenk Rüyası (İnternete Giriş 101)

     Her şey, küçük bir miktar paraya acil bir şekilde ihtiyacımın olması ile başladı. Bir kaç gün içerisinde en kolay hangi yollarla toplayabileceğimi düşündüm. Normal bir işe girsem, avans çekemezdim hemen. Bahis oynasam kaybetme riskim vardı, bana götürü riski olmayan bir getiri lazımdı. Eşyalarımı da satamazdım, çünkü hemen satılmaları için değerlerinden çok az fiyata koymam gerekirdi ve ben bunu yapabilecek bir insan değilim. Bu seçenekleri eledikten sonra aklımda kalan en mantıklı fikir dolandırma işine girmekti.

       Peki nasıl yapmalıydım? İnsanları dolandırmanın birden fazla kategorisi var, bu kategoriler de kendi alt kategorilerine sahip. Sanal ortam hakkında bilgili olduğum için internet üzerinden dolandırıcılığı rahat bir şekilde yapabileceğimi düşündüm. Fakat sıradan yollardaki bazı taşları değiştirip, ayriyetten yeni taşlar da eklemeliydim. İcraata geçmeden önce planı hazırlayıp, sonra onu test etmeliydim. Amacım para kazanmak için cinselliğin afrikası olan Türkiye'nin düz duvara vatandaşlarını kullanmaktı. Tam olarak bunları yaptım para kapma hazırlığı olarak:


  1. Önce hafifmeşrep karakterli bir kadın yarattım ve gerekli ayarlarını yaptım. Maili ve arkadaş listesini gizlemek, sohbeti ve profili gelen aramalara kapatmam gibi.
  2. Kadının fotoğraflarında yüzü daima bir simge ile kapalıydı. Fotoğraflar, internetten alınmış saç rengi ve ten rengi birbirine benzeyen iç çamaşırlı ve bazen o bile bulunmayan fotoğraflardı (tabi ki açık yerler sansürlü Facebook hesabı kapatmasın diye). Fotoğraf açıklamalarına genelde kalp ifadesi koydum.
  3. Bazı fotoğraflarda kadın kilolu, bazılarında zayıftı fakat bunların hangi zamanlarda çekildikleri söylemedim. Böylece bir tercih seçeneği yarattım. İnsanlar beğendikleri kilo tipi üzerinden kendi kafalarında fantezilerini hazırlayıp kıvama geleceklerini düşündüm.
  4. Üye sayısı on binden fazla olan arkadaş ekleme gruplarına katıldım. Sadece "Ekleee" yazmam bile seksi profil fotoğrafım sayesinde bir sürü insanın ilgisini çekti.
  5. Arkadaş ekleme gruplarıyla sınırlı kalmayıp cinsel dürtüleri tavan yapmış insanların toplandığı sayfalarda da aynı talepte bulundum.
  6. Arkama yaslanıp bitmek bilmeyen arkadaşlık isteklerini onaylamaya başladım.
      Arada paylaşımlar yaparak profili canlı tutuyordum ve diğer abazanları bu yemler ile avlıyordum. Sadece bir saatte bin kişiden fazlasını onaylamıştım ve altı yüz kişi kadar da onay bekliyordu. İcraata geçme zamanım gelmişti.    

4 Ocak 2013 Cuma

Quentin Tarantino'nun Desperado Filmindeki Fıkrası

This guy comes into a bar, walks up to the bartender. Says, "Bartender, I got me a bet for you. I'm gonna bet you $300 that I can piss into that glass over there and not spill a single, solitary drop." The bartender looks. I mean, we're talking, like, this glass is like a good ten feet away. He says, "Now wait, let me get this straight. You're tryin' to tell me you'll bet me $300 that you can piss, standing over here, way over there into that glass, and not spill a single drop?" Customer looks up and says, "That's right." Bartender says, "Young man, you got a bet." The guy goes, "Okay, here we go. Here we go." Pulls out his thing. He's lookin' at the glass, man. He's thinkin' about the glass. He's thinkin' about the glass. Glass. He's thinkin' about the glass, glass. Thinkin' about his dick. Dick, glass, dick, glass, dick, glass, dick, glass, dick, glass, dick, glass, dick, glass. And then, *foosh*, he lets it rip. And he pisses all over the place, man. He's pissin' on the bar. He pissin' on the stools, on the floor, on the phone, on the bartender! He's pissing everywhere *except* the fucking glass! Right? Okay. So, bartender, he's laughing his fuckin' ass off. He's $300 richer. He's like, "Ha, ha, ha, ha!" Piss dripping off his face. "Ha, ha, ha, ha!" He says, "You fucking idiot, man! You got it in everything except the glass! You owe me $300 punta." Guy goes, "Excuse me just one-one little second." Goes in the back of the bar. In back, there's a couple of guys playing pool. He walks over to them. Comes back to the bar. Goes, "Here you go, Mr. Bartender, $300." And the bartender's like, "What the fuck are you so happy about? You just lost $300, idiot!" The guy says, "Well, see those guys over there? I just bet them $500 apiece that I could piss on your bar, piss on your floor, piss on your phone, and piss on you, and not only would you not be mad about it, you'd be happy."

17 Eylül 2012 Pazartesi

Bakkal Soygunu

Canım abur cubur çekti evde otururken. Bakkala gidip bir şeyler alayım bari diye düşündüm. BİM değil yalnız her zaman bakkalı tercih ederim ben. Tamam BİM güzeldir ucuzdur ama bakkallarda olmayan bir şey onlarda var. KAMERALAR! Bakkallarda yok mis gibi valla. Neyse altımdaki eşofman ile girdim sokaktaki bakkala geçtim görünmeyecek yerlere. Lan ne alsam acaba diye düşünüyorum. Düşündüm bir kaç çikolata alayım, bir cips, biraz da kraker, bisküvi falan.

Tam çikolataları cebe indiriyordum ki içeri daha önce hiç görmediğim bir adam girdi. Amına koyıyım öyle bir söyledim ki sanki mahalledeki her insanı  biliyorum he. Adamın tipe bakınca bir şey olacağını anladım zaten. Suratını kapatmış, şapka takmış, elinde bir çanta. Dedim kesin bakkalı soyacak bu tipini siktiğim. O an ne yapacağımı bilemedim. Bakkalı soymaya kalktığı zaman kahramanlık yapmalı mıydım? Yoksa hazır beni görmemişken öylece dursa mıydım? Tüm bu düşünceler içinde telaşlı bir şekilde bisküvileri cebime atmaya başlamıştım ki adam çantasını tezgaha koydu ve bağırdı.

-Dayı bir karton malbuş versene ya.
-Tamam yeğenim.
-Dayı poşete koyma çantayı boşuna getirmedim at içine.
-Olur yeğenim al bakalım.

Parayı ödedi ve çıktı bakkaldan. Göt gibi kaldım tabi söylememe gerek yok sanırım. Neyse dedim bakkal dayıyı daha da şüphelendirmemek için, çaldığımı anlamasın diye bulunduğum yerden bir tane krakeri elime aldım bir de beni görebileceği şekilde cips aldım parayı ödemek için gittim.

-Dayı deli oldum ya çocuk hangi krakeri sever diye düşünmekten iki saattir.
-Benim de oğlum var küçük anlarım derdini yeğenim zaten o kadar uzun kalmandan anlamıştım.
-Sorma dayı ya neyse borcum ne kadar?
-Şu kadar yeğenim.
-Al dayı.
-Dayı az önceki elemanı soyguncu sandım ben ya.
-Sorma yeğenim oluyor böyle arada yanlış anlaşılmalar. Neyse al paranın üstü.

Tam parayı almak için elimi uzatırken bir eleman girdi bakkala. Böyle parlak, güler yüzlü bir eleman.

-Dayı keşke her müşterin böyle olsa, der demez eleman bir tarafından çanta ve silah çıkarttı bakkal dayıya doğru uzattı.
-Doldur paraları dayı.

Tutamadım kendimi ve bağırmaya başladım.

-Eeeh sikerim lan böyle işi! Ulan tipine baktık adam sandık yaptığına bak! Yaptığının kötü olmasını geçtim ama çok salakça lan! Amına kodumun malı bakkal lan bu bakkal! Bakkalda ne kadar para olabilir ki? Küçük vizyonlu gerizekalı. Ulan allahın kıytırık mahallesinde bakkal mı soyulur mal? Zaten yüzünü de kapatmamışsın amına kodumun amatörü seni.

Lan bir baktım bakkal dayı tezgahın altından poşetler içinde esrar çıkartıp çantaya dolduruyor. Ben yine göt gibi kaldım tabi. Dayı gülümsedi

-Al bunları ver adamlara parayı eksik alma sakın yeğenim, dedi ve sonra bana döndü. Tanıştırayım kendisi öz hakiki yeğenim olur. Suratını o yüzden kapatma gereği duymadı. Şimdi seni öldürüp diğerlerinin yanına koyma vakti. Hadi benden bir kıyak son cümleni söyle.
-OROSPU ÇOCUKLARI!

Vurdu beni şerefsiz yeğeni. Ya niye böyle oldu şimdi ya? Her şeyin göründüğü gibi olmadığını ve önyargı ile yaklaşmamayı böyle kötü bir yolla öğrendim. Fakat bu böyle bitmemeliydi! Kalan gücümle cebimdeki telefonu çıkartmadan son aranan numara olan arkadaşımı aradım. Telefonun açıldığını anlayınca var gücümle kazanmak için bağırdım!

-Şifrem şu internet geçmişini ve pornolarını sil acil durum!

Bakkal dayıya ve yeğenine koydum mu şeklinde gülümsedim ve hayatıma veda ettim. Ben kazandım...

16 Eylül 2012 Pazar

Idiotic

Gözlerini açmakta zorlanıyordu. Bok vardı sanki o kadar içecek. Tüm gece boyunca alkol komasına gireceğinden korkuldu. Fırsattan istifade eden birisi de onu üşenmeden yatağına atmış olmalıydı. Tanımadığı birisi tarafından sikilmiş olmasını dert etmiyordu. Gözlerini açmadan yataktan kalkıp kollarını yanlara doğru açarak çırılçıplak hâlde durdu. Çok geçmeden arkasından uzanan bir çift el göğüslerini sıkmaya başladı. Eller tahrik etmek yerine tatmin olmak için uğraşıyordu. Ellerin bir kadına ait olduğunu anlamıştı. Yine de rahatsız olmuştu. Arkasındaki kişinin gece yaptığının yetmemiş olması, doyumsuz bir şekilde tekrardan istemesi ve göğüslerini bu yüzden tutuyor olması sinirlendirmişti. Göğüslerini tutan eller yetmiyormuş gibi bir de boynundan öpen dudaklar çıktı başına. Sinir katsayısı daha da arttı. Sakin bir şekilde, arkasını dönmeden, boynundan öpen dudaklara yumruğu patlattı. Bencil insanları sevmezdi kendisi dışında. Kendisini de sevmezdi aslında. Kanlanmış gözlerini açıp banyoya gitmek için odadan çıktı.

Açıkçası böyle bir şey olmaz lan. Hayır böyle sikik şeyleri okuduktan sonra bunlar gibi davranmaya çalışan kızlar var onlar çok acayip. Anneden babadan harçlık alıp punk, asi ayaklarına yatıyorlar. He amına koyıyım üzerindeki 30 liralık tişört ile çok asisin kapitalizme de baş kaldırıyorsun. Dünya umurunda değil gibi davranır ama akşam geç olmadan annesinin ve ya babasının dediği vakitte evde olmak zorundadır.

Cinsellik konusunda tabuları yıkmıştır. Herkesin seks yapması ona göre gayet doğaldır. Hatta bunu belirtmek için sürekli internet ortamında cinsel şeyler paylaşır. Porno izlediğini bas bas bağırarak söyler. Çünkü hani toplumda kızlar porno izlemez iğrenç bulur olayını yıktığını göstermek ister. Tüm bunlara rağmen kendisi ile sevişmek isteyen bir erkek çıkarsa abazan demekten alı koymaz kendisini.

Dur lan bahsedeceğim bu değildi aslında. Benim bahsedeceğim şey eski sevgililer. Bahsedeceğim şeye bak, yazdıklarıma bak amına koyayım ya. Eski sevgililerimin sürekli karşılaşmalarına bayılıyorum. Beyoğlu'nda takılan kızlar oluyor kendileri. Sürekli ay canım cicim aşkım muhabbeti içindeler birbirleri ile(amına koyıyım hangi kafa ile çıktım bilmiyorum ki). Birbirleri ile aldattığım kızlar bir de yani daha eğlenceli oluyor. Haberleri  yok tabi hepsinin ortak noktası benimle çıkmış olmaları. Bazen iki eski sevgilimi yanyana görüp yanaklarından tek tek öptükten sonra "ikinizin arkadaş kalabilmiş olmasına çok sevindim. XXX seni YYY ile aldattığımı öğrendiğini keşke söyleseydin vicdan azabından kurtulurdum." diyip aradan çekiliyorum. Suratlarındaki o ifade tarif edilemez. Bir dostluğu böyle basit bir şekilde bozmak insana orgazmik bir zevk veriyor. Orgazmik ne biçim kelime lan organik gibi. Böyle işsiz şeyler yapıyorum işte amk. Millet bir şeyler icat ediyor ben eski sevgililerimi birbirine düşürüyorum. Eğlence anlayışım çok salakça ve boş diyorum inanmıyor millet.

12 Eylül 2012 Çarşamba

Yaşanmış Olay - Türk Amerikan (Part 2)

Metrobüste ara sıra durakları gösteren ekrana bakıyorum sanki gerçekten kayboldum da nereye gidiyorum gibisinden. Yavşak eleman Halkalı'da oturuyormuş. Neyse sol tarafımda bir reşit olmayan alkolü fazla kaçırmış genç ve ayık arkadaşını gördüm. Yavşak eleman, sarhoş elemana yaklaştı ve konuşmaya başladılar. 

-Bu adam amerikan bak, dedi beni göstererek yavşak.
-Yok ya! Eee ne yapıyor burada?
-Kaybolmuş ingilizce bilmediğimiz için anlamıyoruz.
-En iyisi indir tenha bir yerde döv gitsin.
-Yok lan olur mu öyle şey. Sonra olay olur Türkiye'yi kötüler herkese.
-Karımıza kızımıza sarkmasından iyidir. (ne alaka amına koyıyım ya?)
-Sarkmaz. (dedikten sonra yavşak eleman kıza bir bakış attı sonra bana baktı göz teması kuruyor muyuz diye)
-Bunlar çok korkak. Dalıyorum aralarına "Yok mu beni döven?" diye bağırıyorum hiç biri çıkıp saldırmıyor çünkü götleri yemiyor. Korkak hepsi.
-Zaten bunların beyazlarında iş yok. Zencilerde iş var. Onlar çok cesur.

Amına koyıyım ne alaka lan söyledikleri? Zaten biraz daha bir şeyler konuştular daha kısık sesle ben duymadım onları. Kendimi zor tuttum metrobüsün içinde o alkollü elemana dalmamak için. Bunlar biraz daha konuştuktan sonra yavşak eleman, diğer gençlerin yanına geçti onlarla konuşmaya başladı. Onlarla da ne konuştuğunu pek duyamadım. Arada sırada "ingilizce bilen yok mu" diye soruyorlardı etrafa. Bir de net olarak duyabildiğim şey, kızın şu cümleleri oldu.

-Yazık ya bari eline adres verselermiş. Zavallı kalkmış Amerika'dan gelmiş kaybolmuş buralarda. Kıyamam ona.

Tabi bu arada arada bana bakıp "daha var wait" diyorlar. Beni dövmeyi düşünen alkollü genç bir ara yere oturdu. Sonraki duraklarda indi gitti zaten. Ben sıkıldım ve telefonumun mesaj kısmını açıp şunu yazdım:

"Ben bu gece bir kez daha anladım ki bazı insanlarımız türkçe bilmeyen yabancıların yüzüne gülüp, arkalarından küfürler ediyorlar. Bir de iki cümle ingilizce konuştum diye beni amerikan sandılar ve bedava yolculuk yapıyorum. Böyle alkollü malları gördükçe de alkol sınırının 24 yaşa çekilmesine hak vermeye başlıyorum. Duydun yani konuşmaları. Neyse, sonuç olarak güzel deney değil mi?"

Bunu yazdıktan sonra telefonumu önümde duran kıvırcık saçlı bir elemana verdim okuması için. Gülmeye başladı sonra telefonumu geri verdi. Yavşak eleman bana yaklaşıp "aynı yerde inicez. we sefaköy." dedi. Ben de "i understand. Same." diyince arkadan bir adam çıktı ve "Ben yardım edebilirim size. Come with me please. Come, come." dedi ve onun yanına gittik yavşak ile.

-Do you know where will you go?
-Yes i'm staying at hotel in Sefaköy.
-Do you know how to go there?
-Yes i know don't worry.
-What are you doing in Turkey?
-Holiday. I play guitar. I gone Bulgaria, Greece now Turkey. After turkey maybe Russia.
-I am a chef. I cook. I stayed in America, Texas for 3 years. And this is my friend, he is half chef (yanındaki arkadaşını gösteriyor. Tabi bunu dedikten sonra arkadaşı hafif bir siktir çekti. Yavşak elemana da tercüme yapıyor bir yandan çok meraklı soruyor ikide bir ne konuşuyorsunuz diye çünkü. Onları yazmıyorum yoksa sikko olur.)
-Really? Where did you work at?
Yanındaki adam "hadi söyle söyle çekinme hadi hadi" diye diretince bir bok olacağını anlamıştım. Adam çalıştığı yerin adını söyler söylemez yanındaki adamla ben deli gibi güldük dakikalarca.

Gaylord Hotels...

Yavşak elemana söylemediler niye güldüğümüzü. Hatta adam çıkardı çalışmış olduğu yerde kullandığı kartı gösterdi. Vesikalık fotoğrafı, üstte de "Gaylord Hotels" yazısını görünce tutamadım bir daha gülmeye başladım. Yavşağa sivil polis olduğunu söyledi (muhtemelen yalan).

-Abi Amerika'dan peki boş mu döndün?
-Ne getirecektim?
-Yok o anlamda değil, çakış oldu mu yani?
-3 Yıl elizabeth ile geçti.
Sonra bana döndü adam.
-He asked did i get laid and a said no i masturbated three years (bir de hareketle gösterdi bunu).
-Oh i understand Gaylord masturbation, der demez yanındaki adam bir daha gülmeye başladı. Dediğim eleman hafif sinirlendi tabi.

Yandaki adam " Olum çok pis elime düştün sürekli hatırlatıcam bunu sana." dedi gülmesine devam ederek. Para karşılığında susmayı teklif etti. Adam kızgınca bana baktı.

-I am active, dedi sinirle gülerek.
-It was a joke, diyip durumu kurtarmaya çalıştım.

Sonra bana yüzüğünü gösterdi.

-Oo you are married?
-No half married.
-You are engaged? (engaged kelimesini bir dakika boyunca falan hatırlamaya çalıştım)
-Yes. Look (telefondan resmini gösterdi. Yakışıyorlardı da he)
-Congratz.
-Thanks.

Yavşak eleman "Abi tercüme etsene ben de erkeklerden hoşlanmıyorum söyle beni gay sanmasın." dedi. Adam bana döndü:

-He says he likes man a lot. You should be careful. (ben gülmeye başladım tabi yavşak da noluyo falan diyo) He might like you too. You should go to a police.
-Abi ne polisi ne diyorsun sen adama?
-Karanlıkta başına bir şey gelirse polise gitsin diyorum. Merak etme zaten adam gideceği yeri biliyormuş.

Sonra Sefaköy durağına geldik. Ben, adamlar da bizimle birlikte iner diye düşünmüştüm ama öyle değilmiş. Tokalaştım nice to meet you dedim indim metrobüsten. Vakit geçirmeden arkamı dönüp bağırdım "Abi darılmaca gücenmece yok." diye. Adamlar gülmeye başladı. Yanımdaki yavşağa döndüm.

-Sen de darılma gücenme. 
-Türkçe biliyor musun sen?
-Tabi biliyorum türküm çünkü.
-(hemen kendini geriye attı) Ya iki saattir taşşak mı geçiyorsun bizimle yani?
-Sen türk müsün diye sorunca dedim amerikan rolü yapayım.
-Ya abi niye taşşak geçiyorsun iki saattir. Mal durumuna düşürdün ya. O kadar uğraştık.
-Metrobüsten geçirdin sağol. Ayrıca o dediklerini de duymazdan geliyorum.
-Hangi dediklerimi. Sen konuştuklarımızı duydun mu?
-Bazı yerlerini duymadım. Ama duyduğum kadarını da duymazdan gelicem. Haydin iyi geceler.

11 Eylül 2012 Salı

Yaşanmış Olay - Türk Amerikan (Part 1)

Olay, Şişli-Mecidiyeköy metrosundan çıkarken yürünen o tünelde yürürken kırmızı tişörtlü bir gencin arkamdan omzuma dokunup "Abi türk müsün?" diye sormasıyla başladı. Benim boylarımda (kafam dahil damarlı 184 santimim) yavşak tipli bir eleman işte. O öyle sorunca dayanamadım tabi:

-What?
-Turkish? Abi gitarında "WE're GO'ing" yazıyor(gitar kılıfındaki yazıyı da gösteriyor) o yüzden sordum. Where are you from?
-Chicago. (aklıma neden ilk burası geldi bilmiyorum)
-Ooo basketbol biliyor musun? Basket basket. (şut atıyor gibi yapıyor)
-No i don't have any insterest in basketball.
-Do you know ömer faruk aşık?
-Yes i know him he is very good (ne bilcem amk).
-Neyse abi görüşürüz.

İngilizce olan sözleri türkçeye çevirmek ile uğraşamam git iki gram ingilizce öğren amk. Neyse çıktım tünelden. Metrobüse doğru ilerliyorum baktım önümde bir kız, iki erkekten oluşan bir grup var. Erkekler alkollü mal mal hareketler yapıyorlar. Reşit olmadıkları da her yerden belli oluyor. Yavşak eleman bunların yanına gitti, muhtemelen kız için tabi. Onların alkollü olduğunu görünce hafif muhabbet açmaya çalıştı kızla. Kız da sarışın, normal tipli ne güzel ne çirkin yani zayıf bir şey, gideri var anlayacağın.  Sonra ben önlerine geçtim bunlar sigara içmeye başladı. Sonra metrobüse gidiyoruz falan dediler aralarında ben de onlara yaklaşıp "Excuse me, do you know where metrobus(metrobas diye şiveli şekilde) is?" diye sordum. "Aaaa metrobüs mü gel bizle gel götürürüz we go metrobüs." dediler. Karşıdan karşıya geçerken yanımızdan porsche geçti. Yavşak eleman arabanın önüne atladı birden "abi dur abi dur" diye bağırıyor. "Benim arabanın aynısından" diyor bir de klasik espri. Zavallı adam zar zor korna çala çala devam etti yoluna. Amına koyıyım elemanı ezse adam suçlu sayılırdı işin kötü yanı.

Metrobüs turnikelerine geldik gençler geçti gitti yavşakla ben kaldım. Cüzdanı gösteriyor bana kart var mı diye soruyor. "no i left it at hotel" diyorum. Money ver ben kart doldururum diyor. Parayı da otelde bıraktığımı ingilizce söyledim ama ne fayda karşımdaki yavşak ingilizce bilmiyor ki. Money diyor no diyorum. Kart diyor no diyorum. Birkaç kez tekrarladık bunu. Sonra güvenliğe bağırmaya başladı "Abi bu adam amerikan yanında kart yok parası da yokmuş geçsin mi buradan?" diye. Ben orada düşündüm acaba oyunu bozsam mı diye.  Fakat sonra siktir et gidebildiği yere kadar gitsin dedim güvenliğin yanına gittik. Yavşak tabi turnikeden geçti diğer taraftan konuşuyo güvenlikle.

-Abi adam amerikan şikagodan gelmiş parası yok kartı da yokmuş geçsin mi buradan?
-Yok geçemez sen kendi kartından bas.
-Abi ben sabahtan akşama kadar çalışıyorum niye paramı elin amerikanına vereyim. Aslında alıcaksın bunun gibileri döveceksin. (gülüyor)
-Burada ne arıyormuş amerikan?
-Ne biliyim abi gelmiş otel falan diyo gerizekalı. Abi geçsin işte.
-İyi tamam geçsin gece gece uğraşamam, dedi güvenlik ve engellilerin geçtiği yeri açtı bana.

Böylece bedavadan geçmiş oldum. Mecidiyeköy metrobüs durağında beklerken diğer gençlerin yanına giderken yavşak sürekli gülerek "sayemde geçiyorsun hadi iyisin yine. Ben olmasam kalmıştın orada. kart, money sayemde come hadi gel amerikan seni amına koduğum" diyordu. Gördük gençleri hemen yanlarına gittik. Yavşak, gençlere "Aranızda ingilizce bilen yok mu ya adamı gideceği yere götürelim." diye sordu ama bilmiyormuş zavallılar. Nereye gideceğimi sordular. Hemen şaşkın bir şekilde etrafa bakmaya başladım sanki kaybolmuşçasına. Bir tanesi tuttu beni durak isimlerinin yazdığı şeyin önüne götürdü gösteriyor parmağıyla "where gideceksin?" diye soruyor. Sefaköy, Yenibosna ve Şirinevler duraklarını şiveli bir biçimde söyledim, hatta bozmamak için sanki okuyamıyormuş gibi bile yaptım türkçeyi. Şirinevler diyince zaten gençler atladı, onlar da oraya gidiyormuş. Sefaköy diyince de yavşak atladı, o da oraya gidiyormuş(normalde ineceğim durak Sefaköy bu arada). Bir yandan iyi oldu bir yandan kötü. İyi olan tarafı daha taşşak geçebilecektim onlarla, kötü olan tarafı da ibnelere biraz daha katlanmam lazımdı. 

"Büyük şakalar, büyük fedakarlıklar gerektirir."

Uzakta bir metrobüs gözüktü kalkmak üzere idi çünkü bayağı dolmuştu. Yavşak, "Amerikan koş koş kalkacak metrobüs koş lan!" diye bağırmaya başladı. Gençler, yavşak ve ben koşmaya başladık metrobüse. Arkadan ikinci olan kapıdan girdik işte. Kapı hemen arkamızdan kapandı. Yavşak, metrobüste bağırmaya başladı "Aranızda ingilizce bilen yok mu? Adam amerikan ne dediğini anlamıyoruz?" diye ama kimse siklemedi. Neden siklesinler zaten amk o kadar yavşakça gülerek bağırırken. Sonra bana döndü:

-Kart al, money yükle, öyle geç bundan sonra. Bu sefer sayemde geçtin hadi iyisin.
-Oooh i understand. Card, money, pass. Ok
-He ok ok.

Metrobüste olanlar ve asıl muhabbetler, yeni insanlar "Yaşanmış Olay - Türk Amerikan (Part 2)" yazısında.